Bugün, bir günün çok ötesinde bir anlamı selamlıyoruz:
Öğretmenler Günü.
Yani bilgiyi ekmek, insanı yeşertmek, geleceği inşa etmek için atılan kutsal adımların günü.
Öğretmenlik bir meslek değil; bir davettir.
İnsanın kalbine dokunmaya, aklına yol açmaya,
karanlıkta bir çocuğun elinden tutmaya çağrıdır.
Her ders saatinde, her defter kenarında,
her “anladım” bakışında aslında sessiz bir ibadet vardır.
Çünkü insanı büyütmek, insanla birlikte büyümektir.
Sınıfa adım atan her öğretmen,
bir ülkenin bütün yarınlarını aynı kapının ardında karşılar.
Bir gözde parlayan heyecanı,
bir yürekte saklanan kırgınlığı,
bir çocuktaki en küçük yeteneği bile görme sorumluluğunu taşır.
Ve bu sorumluluk, yalnızca bilgiyle değil,
vicdanla, sabırla, adanmışlıkla taşınır.
Öğretmenin duruşunda bir kutsiyet vardır:
Kimse yokken duyan kulak,
her şey bitti sanıldığında yeniden başlatan güç,
bir öğrencinin iki dudağı arasındaki “yapabilirim” cümlesini gerçeğe dönüştüren görünmez el…
Onların emeği çoğu zaman duyulmaz,
alkışları gecikir,
yorgunlukları görülmez.
Ama etkileri;
hayatlara yazılır, yıllara yayılır, nesillere aktarılır.
Bugün;
tüm öğretmenlerin sonsuz sabrına,
emeğine,
bilgiyi bir ışık gibi taşıyan o yüreklere
sessizce saygı duruyoruz.
Çünkü onlar, sadece öğretmez;
bir insanı kendisine emanet eden en yüce görevlerden birini üstlenir.
Bu ülkenin geleceğini taşırken yere düşmeyen,
her koşulda yeniden ayağa kalkan,
her öğrencide bir umut gören tüm öğretmenlere…
Minnetle, saygıyla, gönülden bir teşekkürle…
Öğretmenler Günü kutlu olsun.