Sosyal medya bize mutluluğu saniyelerle satıyor. 20, 30, hadi bilemediniz 50 saniyelik videolarla… Gülümsemeler keskin, hayatlar pürüzsüz, sofralar zengin, bedenler kusursuz. İzleyenlerin önemli bir kısmı da sanıyor ki: Bu insanlar ömür boyu böyle yaşıyor.
Her gün saatlerini sosyal medyada geçirenler, izledikleri 20 saniyelik kesitlerden koca hayatlar inşa ediyor zihinlerinde. Oysa o video bitince ne oluyor? Kamera kapanınca hayat da mı duruyor?
Madem o 20 saniyeyi çekenler bu kadar mutlu, bu kadar şatafatlı, bu kadar “başarılı”…
O zaman bu kadar mutsuzluk neden?
Neden aynı isimler bağımlılıkla, çöküşle, skandallarla anılıyor?
Neden o parıltılı hayatların arkasından karanlık hikâyeler çıkıyor?
PARA ÇOK
AHLAK YOK
Demek ki insanlara izlettirilen o 20 saniyeyle bir ömür boyu mutlu olunmuyor.
Demek ki sosyal medyada pompalanan bu sahte mutluluk, bir davetten çok bir tuzak.
“Bak, sen de böyle olabilirsin” denilen şey, çoğu zaman sadece bataklığa açılan bir kapı.
Ulusal kanallarda boy, bacak ve şatafat üzerinden pazarlanan mutlulukları da izliyoruz.
Ekranda kahkahalar, kuliste entrikalar…
Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor, ama kameraya bakınca dostluk pozları veriliyor.
Kimin ceketi kimin üstünde belli değil; roller karışık, maskeler bol.
ATLETİK, SEMPATİK, MUTLUTİK TİK TİK…
Sofralar deseniz, ayrı bir âlem.
Tabaklarda “manken dolmaları”, “spiker sarmaları”, “kulüp başkanı tatlıları”…
Ne ararsan var.
Sarma mı istersin, yarma mı, dalından mı koparayım; yoksa “kim kimi tutarsa” oyunu mu oynayalım?
Her şey var ama samimiyet yok.
Her şey var ama huzur yok.
Her şey var ama gerçek yok.
Ez cümle:
Parlatılmış hayatlarınızla, kesilip biçilmiş mutluluklarınızla, 20 saniyelik sahnelerle insanlara bir ömür pazarlamaya kalkıyorsunuz.
Ve evet, söylemeden geçmeyelim:
Çok çir-kef-si-niz.