Günümüzün en rafine sosyal hastalıklarından biri, hiç şüphesiz iki yüzlülüktür. Eskiden “samimiyetsizlik” denirdi, şimdi ise daha zarif ifadelerle süsleniyor: “stratejik iletişim”, “ilişki yönetimi”, “networking”… Oysa işin özü aynı: Yüzüne gülüp arkandan hançerleyen, içten pazarlıklı, kelimeleri boş ama niyeti dolu insan tipi.
Bu insanlar konuşurken o kadar akıcı, o kadar ikna edicidir ki, ilk anda fark etmezsiniz. Göz teması mükemmeldir, gülümsemeleri dozundadır, ses tonları sıcak ve samimi gelir. “Senin için her şeyi yaparım” derler. Ama o “her şey”, sadece kendi çıkarları söz konusu olduğunda devreye girer.
İhtiyaçları bittiğinde ise ortada ne dostluk kalır, ne hatır, ne de o meşhur “her şeyi yaparım” vaadi.
En tehlikeli yanları, boş konuşmalarının ardına sakladıkları hesaplaşmalardır. Laf kalabalığıyla sizi oyalarken aslında zamanınızı, enerjinizi ve bazen de fırsatlarınızı çalarlar. “Çok iyi düşünüyorsun ama…” diye başlayan cümleler, genellikle kendi kıskançlıklarını veya rekabet duygularını maskelemek içindir. “Seni çok önemsiyorum” cümlesi ise, çoğu zaman “şu an sana ihtiyacım var” anlamına gelir.
Profesyonel hayatta bu tipler özellikle yaygındır. Toplantılarda en yüksek sesle “takım çalışmasından bahsedenler, karar anı geldiğinde ilk sırt çevirenlerdir. Sosyal medyada en çok “dostluk”, “sadakat”, “değer” kelimelerini kullananlar, gerçek hayatta en az bu değerlere sahip olanlardır. Çünkü onlar için kelimeler, duyguları değil, algıyı yönetme aracıdır.
Peki bu insanlarla nasıl başa çıkacağız? Öncelikle, sözlerine değil, eylemlerine bakacağız. İnsanların gerçek karakteri, söylediklerinde değil, yaptıklarında ve yapmadıklarında gizlidir. “Seni destekliyorum” diyen birinin, gerçekten destek olup olmadığını kriz anında görürsünüz. İkinci olarak, mesafeyi koruyacağız. Herkese aynı yakınlığı göstermek zorunda değiliz.
Üçüncü ve en önemlisi, kendi içtenliğimizi korumak. Çünkü iki yüzlülüğe en güzel cevap, samimiyettir; boş konuşmaya en etkili panzehir ise anlamlı ve tutarlı eylemlerdir. Unutmayalım: Gerçek değer, çok konuşmakta değil, az ve öz konuşup o sözün arkasında durabilmektir. İçten pazarlıklılığın en büyük cezası ise, zamanla kimsenin kendisine gerçekten inanmamasıdır. Çünkü yalan söyleyen insan en çok kendine yalan söyler. Ve bir gün geldiğinde, etrafında kimsenin kalmadığını fark ettiğinde, en büyük yalnızlığı yaşar.
İki yüzlülük, kısa vadede kazanç gibi görünse de uzun vadede en büyük yenilgidir. Çünkü insan ilişkileri, eninde sonunda samimiyet ve güven üzerine kurulur. Gerisi sadece geçici bir illüzyondur. Samimi kalın, tutarlı olun. Gerisi zaten zamanla yerini bulur….