28 Mayıs 2025 tarihli ve 32913 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kararnameyle Şakir Öner Öztürk’ün Alanya Kaymakamlığı görevine atanmasının ardından, kentte dikkat çeken bir yönetim iklimi oluşmaya başladı. Bu iklim, çoğu zaman resmî açıklamalardan çok, sokakta yapılan gündelik sohbetlerde kendini hissettiriyor.
Göreve başladığı ilk günden itibaren Kaymakam Şakir Öner Öztürk’ün, Alanya’da alışılmış idari reflekslerin biraz dışında bir çizgi izlediğini söylemek mümkün. Kurumlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve derneklerle kurulan temaslarda ortak akıl vurgusu öne çıkarken, siyasetin sert ve ayrıştırıcı dilinden özellikle uzak durulması dikkat çekiyor. Kozmopolit yapısıyla bilinen Alanya’da bu dengeyi tutturma çabasının kolay olmadığı ise herkesin malumu.
Bu süreçte yapılan iade-i ziyaretler de klasik protokol anlayışının ötesine geçiyor. Ziyaretler yalnızca makam odalarında değil; kimi zaman bir köyde, kimi zaman yaylada, kimi zaman bir okul koridorunda ya da çarşı esnafının arasında gerçekleşiyor. Bir bakıyorsunuz emekçi çiftçinin yanında, bir bakıyorsunuz minik öğrencilerin arasında. Kaymakam Öztürk’ün halkla kurduğu temasın biçimi, yöneten-yönetilen arasındaki mesafeyi özellikle azaltmaya dönük bir çaba olarak okunuyor.

Bütün bunlar olurken göze çarpan bir başka unsur ise üslup. Resmî sıfatın önüne geçen bir samimiyet, ama ölçüsünü kaybetmeyen bir duruş… Yaşça kendisinden küçük olanlara dahi rahatlıkla “Güzel insan, nasılsın abi?” diyebilen bir hitap tarzı. Ne yüksekten konuşan bir dil ne de soğuk bir mesafe. Daha çok, devlet ciddiyetini koruyan ama insani tarafı gizlemeyen bir yaklaşım.
Alanya’da yakın zamanda yaşanan Güllerpınarı Mahallesi’ndeki yangın olayı, bu yaklaşımın sahaya nasıl yansıdığına dair önemli bir örnek olarak hafızalarda yer etti. Dört katlı bir binanın üçüncü katında çıkan yangında Kıbrıs Gazisi Ali Divriş’in hayatını kaybetmesi, eşinin yaralanması kentte derin bir üzüntü yaratmıştı. Olay yerinde incelemelerde bulunan Kaymakam Şakir Öner Öztürk’ün, evin baştan aşağı yenilenerek aileye teslim edilmesi yönünde verdiği talimat kısa sürede hayata geçti. Bu gelişme, resmî bültenlerden çok, vatandaşların kendi aralarındaki sohbetlerle şehirde yankı buldu.
Bu tür anlarda Alanya sokaklarında duyulan cümleler genellikle benzerdi. “Zamanında dokundu”, “Olayı sahiplendi”, “Garibanın derdiyle ilgilendi” gibi ifadeler, halkın bakışını ele veriyordu. Sessiz sedasız yapılan bu dokunuşların, çoğu zaman büyük projelerden daha kalıcı izler bıraktığı da bir gerçek.

Tarım, turizm, sanayi, eğitim ve yenilikçi çalışmalar başlıkları da bu süreçte sıkça anılıyor. Ankara’daki temaslardan, yurt dışında Alanya’nın tanıtımına yönelik çalışmalara kadar uzanan geniş bir çerçevede Kaymakam Öztürk’ün yoğun bir mesai yürüttüğü görülüyor. Bu çabanın merkezinde ise, derdi olan vatandaşa ulaşabilme isteği yer alıyor.
Geçtiğimiz günlerde Alanyum Alışveriş Merkezi önünde yaşadığım küçük bir gözlem de bu tabloyu tamamlayan detaylardan biri oldu. Bir ATM önünde sıraya girmiş, sivil kıyafetleriyle herkes gibi bekleyen Kaymakam Şakir Öner Öztürk… Ne koruma çemberi ne de ayrıcalık. Selam vermeye hazırlanırken, daha ağız açılmadan gelen o sıcak “Merhaba güzel insanlar” hitabı. Bazen tek bir cümle, uzun anlatılardan daha çok şey söyler.

Alanya’ya bugüne kadar pek çok yönetici geldi geçti. Kimileri iz bıraktı, kimileri sessizce yoluna devam etti. Kimi şehirle bağ kurdu, kimi mesafeyi tercih etti. Bu örnekte ise, şehri tanımaya çalışan, anlamaya gayret eden ve halkın gündelik hayatına temas etmeyi önemseyen bir yönetim tarzı dikkat çekiyor.
Alanyalı değilim. Ancak yaklaşık 25 yıllık basın ve medya hayatımda birçok şehirde, birçok yöneticiyle çalışma ve gözlem yapma imkânım oldu. Bu yüzden bazı şeyleri karşılaştırarak söyleyebiliyorum. Erzincan Valisi Sayın Doç. Dr. Hamza Aydoğdu’nun temsil ettiği anlayış da bu noktada akla geliyor; devleti sert bir yüzle değil, şefkatli bir el olarak hissettiren bir çizgi. Gün gelir Alanya il olur mu, olmaz mı bilinmez. Ama olur da bir gün böyle bir süreç yaşanırsa, bugün sergilenen bu yaklaşımın hafızalarda kalacağı da aşikâr.
Sonuçta büyüklerimizin dediği gibi: İnsan, her zaman insana lazımdır. Makamlar geçici, görevler sınırlıdır. Asıl kalıcı olan, görev bittiğinde geride bırakılan izdir. Halktan kopmayan, kibire kapılmayan ve gücün insanı zehirlemesine izin vermeyen bir çizgi ise her dönemde kıymetlidir.
Bu satırlar, bir köşe yazısının sınırları içinde yapılmış kişisel bir gözlemdir.
Gerisi, zamanın ve Alanya’nın hafızasına kalmıştır.
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…
Kıssadan hisse; “Devlet adamlığı makamla değil, vicdanla ölçülür.”