Dünya yine bir savaşın gürültüsüyle sarsılıyor. ABD, İsrail ve İran arasında tırmanan gerilim yalnızca bölgesel bir kriz değil; aynı zamanda insanlık vicdanını derinden yaralayan bir tabloyu da gözler önüne seriyor. Ancak bu kez yaşananların zamanlaması, Müslüman dünyası açısından çok daha ağır bir anlam taşıyor. Çünkü tüm bu gelişmeler, Müslümanlar için en kutsal zamanlardan biri olan Ramazan ayında yaşanıyor.

Ramazan; sabrın, merhametin, paylaşmanın ve insan hayatına saygının en çok hatırlandığı aydır. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman iftar sofralarında dua ederken, aynı saatlerde bazı şehirlerde sirenler çalıyor, bombalar düşüyor ve siviller hayatını kaybediyor. Savaşın en acı tarafı da tam burada ortaya çıkıyor: Silahların hedefinde çoğu zaman askerler değil, savunmasız insanlar oluyor.

Hastanelerin, sivil yerleşimlerin, altyapıların ve halkın yararına olan tesislerin bombalanması yalnızca bir askeri operasyon olarak açıklanamaz. Bu durum, uluslararası hukukun ve insanlık değerlerinin açık bir ihlalidir. Daha da önemlisi, Ramazan ayında yaşanması, Müslüman toplumlar açısından büyük bir saygısızlık ve derin bir yaradır.

Unutulmamalıdır ki savaşların gerçek mağduru halktır. Siyasetçiler konuşur, ordular hareket eder, ancak bedeli ödeyen çoğu zaman sıradan insanlar olur. Evinden, ekmeğinden ve sevdiklerinden koparılan siviller, bu çatışmaların görünmeyen ama en ağır yükünü taşıyan tarafıdır.

Bugün yapılması gereken şey; savaşı büyütmek değil, insanlığı büyütmektir. Ramazan’ın ruhu da zaten bunu hatırlatır: Kin yerine merhameti, güç gösterisi yerine vicdanı, yıkım yerine barışı tercih etmek.

Çünkü hiçbir siyasi hesap, bir çocuğun hayatından daha değerli değildir. Ve hiçbir savaş, insanlığın vicdanını susturacak kadar güçlü değildir.